BAŞKANDAN
Sanat Olmaktan Çıkan Doktorluk
Tıp Akademisi 3 Mart 1867 tarihinde kurulmuş 143 yıllık bir tıp cemiyetidir. Bu cemiyet ilk kurulduğu günden bu yana asıl amacını hiç değiştirmemiştir. Bu amaç "Halka sağlık açısından faydalı olmak" tır.
devamı...
Türkiye Tıp Akademisi'nin Amacı ve Ufku
Tıp Akademisi 3 Mart 1867 tarihinde kurulmuş 143 yıllık bir tıp cemiyetidir. Bu cemiyet ilk kurulduğu günden bu yana asıl amacını hiç değiştirmemiştir. Bu amaç "Halka sağlık açısından faydalı olmak" tır.
devamı...
YAYINLARIMIZ - Kitaplar / Dergiler
Dünden, Bugüne Türkiye Tıp Akademisi - 2010
devamı...
Cumhuriyetin İlk 15 Yılında Sağlık Hizmetleri - 2010
devamı...
Türkiye Tıp Akademisi Yönetim Kurulu


- AYTEKİN OĞUZ,
- ERTUĞRUL GÖKSOY,
- AYŞE NİLÜFER ÜNAL,
- AYTEN ALTINTAŞ,
- MAHMUT TOKAÇ

TARİHÇE

“Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’den Türkiye Tıp Akademisi’ne”

Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Türkiye’nin en eski tıp derneklerinden biri olan “Türkiye Tıp Akademisi” 3 Mart 1867 yılında “Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye” adıyla kurulmuştur. Bu dernek Osmanlı Devleti’nde kurulan tıp derneklerinin ikincisidir. Osmanlı Devleti’nde hekimlerin Batılı anlamda dernekleşmeleri 19. yüzyılda başlamıştı. Bu anlamda ilk kurulan tıp derneği 1855 yılında “Cemiyet-i Tıbbiye-i Şâhâne”dir. Bu dernek Kırım Harbi sebebiyle İstanbul’da bulunan İngiliz ve Fransız hekimlerinin aralarında bilimsel toplantı ve çalışmalar yapabilmeleri için yapılandırılmış olup ilk toplantılarını 15 Şubat 1856’da yapmıştı. İngiliz Hastanesi hekimlerinden Dr. Pincoffs’un altı aylık çalışması sonucunda kurulan bu derneğin 39 yabancı kurucu üyesi vardı. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye ise bu dernekten10 yıl kadar sonra kurulmuş olup ilk milli tıp derneğimizdir.

Cemiyeti Tıbbiye-i Osmaniye’nin kuruluş çalışmaları resmen kurulduğu tarihten on yıl öncesinde başlayan ve azimle yürütülen bir mücadele sonucunda başarılmıştı. Cemiyet oluşturulduktan sonra da kurulma amacına uygun faaliyetler ve çok önemli çalışmalar yapmış, bir tıp derneği olarak uzun senelere damgasını vurmuştur. Meşrutiyetin ilanı ile yeniden yapılanmış, Cumhuriyet’in ilanı ile ismi “Türkiye Tıp Encümeni” olmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük tıp cemiyeti olarak yaptığı Milli Kongreler ile Sağlık Bakanlığı’nın sağlık politikasına yön vermiş, “Türkiye Tıp Encümeni Arşivi” adıyla çok önemli bilimsel tıp dergisi yayınlamıştı. 1966 yılından itibaren “Türkiye Tıp Akademisi” adıyla çalışmalarına devam ediyor. Türkiye Tıp Akademisi’nin 143 yıllık tarihi tıp tarihimizin çok önemli bir dilimidir. Aşağıda özetlenen kısa geçmişi bile bize bu görkemli tarih hakkında fikir verecektir.

3 Mart 1867 tarihinde Sultan Abdülaziz’in İradesi ile kurulan bu cemiyet, tıp kitaplarının Türkçeye çevrilmesi ve halkı sağlık alanında bilinçlendirme amacını hedeflemişti. Sadarete ve padişaha sunulan dilekçelerde bu amaç belirtiliyor, cemiyetin nizamnamesinin ilk maddelerinde yer alıyordu. Cemiyet bu önemli hedefe ulaşmak için on yıl boyunca büyük mücadele vermişti. Bu sebeple kuruluşu hazırlayan sebepleri bilmekte yarar var.

 

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin Kuruluşunu Hazırlayan Sebepler

Bilindiği gibi çağdaş tıp eğitimimiz 1827 yılında Tıbhâne-i Âmire ile başlamış, bu eğitim hiç ara vermeden ve devamlı kendini yenileyerek bugüne kadar gelmiştir. Türk tıp eğitimi tarihi tabiidir ki 1827 ile başlatılamaz. Tarihinin her döneminde o devre uygun tıp eğitimi yapılıyordu. Fakat bu müesseseler kendini yenileyerek tıp eğitimine süreklilik kazandıramamışlardı. 1827 yılında başlayan ve süreklilik taşıyan tıp eğitimimiz gelişerek devam ederken 1839 Tanzimat hareketleri paralelinde eğitim dili Fransızcaya çevrildi. Bu eğitim Avrupa’da yapılan tıp eğitimlerini esas alıyor, Fransızca dili ile eğitim yapıyor o dildeki kitapları takip ediyordu. Burada başarılı olan öğrenciler Avrupa tıp fakültesi öğrencileri ile aynı sınavlara giriyor ve aynı başarıyı gösteriyorlardı. Fakat sorun kalite değil sayı meselesinde idi. Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’den mezun hekimler o kadar az sayıda idi ki Osmanlı Devleti’nin hiçbir müessesine hizmet verilemiyordu. Devlet kayıtlarına göre ortalama senede 7-8 öğrenci mezun oluyordu. Fransızca tıp eğitimi başlangıçta 6 yıl iken zamanla 9 yıla daha sonra da 10 yıla çıktı. Çok ağır bir tıp öğrenimi uygulanıyordu. 120 askeri öğrenci alınıyor ve 10 yılın sonunda 8 kadar öğrenci mezun olabiliyordu. Osmanlı Devleti’nde tıp eğitimi veren tek müessese olduğundan ve devletin hizmet verdiği toprakların genişliği düşünüldüğünde bu mezunların ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıkar. Cemiyetin kurulma çalışmaları bu ortamda başlamıştı.

 

Türkçe Tıp Eğitimi Mücadelesi

Cemiyetin kurulma sebebi Osmanlı Devleti’nin tek tıp eğitimi veren bu müessesesinin yeterli hekim yetiştirememesi ve bunun sebebi olan ağır bir Fransızca tıp eğitimi idi. Bunun düzeltilmesi için Türkçe tıp eğitimi yapılabileceğini ispat etmek gerekiyordu. Tıp dilinin Fransızcadan Türkçeye çevrilmesi o tarihte söylenmesi bile çok zor hatta imkânsız bir düşünce idi. Çünkü bu fikir gündeme gelince çok kuvvetli bir karşı görüş ortaya çıkıyordu. Bu görüş; “Türkçe tıp eğitimi yapılamaz” idi. Bu görüşün doğru olmadığını düşünenlerden Tıbbiye Nazırı Cemaleddin Efendi 1857 yılında “Mümtaz sınıf” adı verilen özel bir sınıf açarak Türkçe tıp eğitimi için dil çalışmalarını başlattı. Bu çalışma gurubu Tıbbiye’nin çalışkan ve idealist öğrencilerinden oluşuyor, burada tıp dili çalışmaları yapıyorlardı. Burada amaç dil bilgilerini geliştirerek tıp dilinin Türkçe yapılabileceği örneğini oluşturmaktı. Mümtaz sınıfta yer alan Kırımlı Aziz İdris, Hüseyin Remzi, İbrahim Latif (İbrahim Lütfi), Hüseyin Sabri, Vahit Efendi, Emin Efendiler ileride cemiyetin kurucuları olacaktır. Bu çalışmaları Türkçe, Arapça, Farsçayı çok iyi bilen Takvim hâne-i Âmire Musahhihi Lütfü Efendi, Arif ve Şevki Efendiler yürütüyorlardı. Fransızca tıp terimlerini Türkçeye çevirme çalışmaları iki sene sürdü. 1859 yılında Tıbbiye Nazırlığı’na getirilen Hayrullah Efendi bu sınıfı kapattı.

 

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Öğrencilerinin İlk Toplu Boykot Hareketleri

1859 yılında Tıbbiye Nazırlığı’na getirilen Hayrullah Efendi’nin Mümtaz sınıfı kapatmasının sebebi Tıbbiye’de ilk defa yaşanan bir boykot olayı idi. Tıp derslerinin Türkçeleşmesi için çalışan öğrenciler Eylül 1858’de “…bu sene ilaveten tahsiline memur oldukları fenlerin ulum-ı tıbbiyeye taalluk olmadığı, böyle derslerin beyhude olduğu..” beyanı ile bu fenleri okumaktan aflarını istirham eylemişlerdi. Bu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de ilk defa görülen bir protesto hareketi idi ve bu öğrenciler okuldan atılmak üzere derhal soruşturmaya alındılar. Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Cemalettin Efendi’nin başkanlığında Dar-ı Şura-ı Askeri ve Meclis-i Tıbbiye hocaları bu hareketin “başı örtülü bir şikâyet” olduğunu düşünmüş ve öğrencilerin suçsuz olduğuna karar verilmişti. Öğrencilerin istekleri doğrultusunda; Mekteb-i Tıbbiye’de derslerin, hocaların ve idarenin ıslahı için yeniden görüşülüp bir yeni nizamname yapılması uygun görülmüştü. Olayın hemen arkasından Cemalettin Efendi görevden alınmış ve Nazırlığa Hayrullah Efendi getirilmişti. Hayrullah Efendi Türkçeleşme için çalışan sınıfı kapattı ve böylece bu hareketi dağıttı.

Bu kapatma olayından hemen sonra 1859 yılının Eylül ayında Tıbbiye’de geniş çaplı bir başkaldırma hareketi daha yaşandı. Bu başkaldırmada 9. 10. ve 11. sınıf tıp öğrencileri çoğunlukta olup, 7. ve 8. sınıf tıp öğrencilerinden 30 kişilik gurup tıp derslerinin Türkçeleştirilmesinin önünü kapatacak bu hareketi protesto ettiler. Bu defa soruşturma yapılmadan Dar-ı Şura-ı Askeri tarafından “...adaba, usul ve nizama aykırı hareketlerinden dolayı...” bu öğrencilerin cezalandırılması istenmiş ve okuldan atılmalarına karar verilmişti. Hepsi çok kıymetli ve eğitimlerinin sonlarına gelmiş öğrenciler için bazı hocalar araya girdiler ve aflarını istediler. Yapılan birçok resmi yazışmadan sonra hapiste olan bu öğrenciler 26 Aralık 1859’da padişahın emri ile affedildi. Bu tarihten sonra tıp derslerinin Türkçeleştirilme çalışmaları gizli olarak yürütülmeye başlandı.

 

Gizli Çalışmalar ve Salih Efendi

Tıbbiye’de Mümtaz sınıfta tıp dilini Türkçeleştirme çalışmalarına başlayan bir gurup öğrenci, yasaklanması üzerine bu çalışmalarına gizlice devam edebileceklerdi. Bu çalışmaları önce Eyüp Sultan’da Baba Haydar’da Beşir Ağa Medresesi’nde oturan Mektebi Tıbbiye Matbaası Müdürü Hacı Arif Bey’in odasında yaptılar. Tatil günlerinde Hacı Arif Bey’in odasında gizlice toplanıp kullanılan Fransızca tıp terimlerini Türkçeye çevirmeye devam ettiler. Bu çalışmaların gizli yapılması sebebi; Hayrullah Efendi başkanlığındaki Tıbbiye idaresinin Türkçe tıp eğitimi yapılamayacağına inanmaları ve bunun aksini düşünen ve zaman zaman ayaklanan öğrencilerin bu görüşlerini yasaklamaları idi. En son 30 kişilik öğrenci gurubu, okuldan atılmak ve bütün askeri haklarının geri alınması tehlikesi ile karşı karşıya gelmişlerdi. Çalışmalarına Beşir Ağa Medresesi Eyüp’te olduğundan ve ulaşımı zor olduğundan daha sonraları Vahid Bey’in konağında veya Mercan’da Yeni Han’da tuttukları bir odada devam ettiler.

Bu çalışmalar ve cemiyetin kuruluşu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nazırlığı’na Salih Efendi’nin atanması ile çözüme kavuşacaktı. Tıbbiye Nazırı ve Hekimbaşı Salih Efendi de Fransızca yapılan tıp eğitiminin yeterli hekim yetiştirmeye uygun olmadığı ve tıp dilinin Türkçeye çevrilebileceği inancında idi. Tıp dilini Türkçeleştirme çalışmalarından haberdardı ve bir çıkış yolu arıyordu. 26 Ağustos 1865 tarihinde bu göreve başlayan Salih Efendi Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu zor şartlarla mücadele ediyordu. Çözmesi gereken iki önemli sorunla karşılaşmıştı; Kolera salgını ve Girit İsyanı. 1865 Haziranı’nda başlayan kolera salgını sırasında yeterli hekim bulunamaması çok önemli bir gösterge idi. 1866 yılında başlayan Girit İsyanı sırasında Osmanlı Devleti 40.000 kişilik ordu göndermiş, ordu için gerekli hekim bulmakta çok zorluk çekilmişti. Hekimbaşı Salih Efendi 6 Aralık 1866 tarihinde Sadarete bir resmi yazı yazarak Osmanlı Devleti’nin ihtiyacı olan yeterli hekime sahip olmadığı, bunun için taşrada hizmet verecek hekimlerin Askeri Tıbbiye içinde ayrı bir okulda Türkçe eğitim yaparak kısa zamanda yetişmelerinin mümkün olacağını bildiriyordu. Bu konuda yaptığı kulis çalışmaları sonucunda “Mülkî Tıbbiye” dediğimiz Sivil Tıp Okulu 2 Ocak 1867 tarihinde Sultan Abdülaziz’in İradesi ile kuruldu.

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulmadan önce toplantılar Eyüp’teki Beşirağa Medresesi’nde resimde görülen kitaplık bölümünde yapılıyordu.

 

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin Kuruluşu (3 Mart 1867)

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nazırı Salih Efendi dikkatleri çekmeden Askeri Tıbbiye içinde taşraya hekim yetiştirecek ve Türkçe eğitim verecek bir okul kurdu. Bu okulun kuruluş İradesi (padişahın resmi emri) geldiği 2 Ocak 1867 günü Salih Efendi Sadarete bir resmi yazı daha yazarak Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin kurulma dilekçesini gönderdi. Cemiyetin kuruluşu bu yazı ile gerçekleşebile-cekti. Bu resmi dilekçede Tıbbiye içinde kurulan Sivil Tıp Okulu için gerekli tıp kitaplarını Türkçeye çevirecek bir cemiyete ihtiyaç olduğu bildiriliyor, bunların nasıl ve ne için çalışacağı belirtiliyordu. Bu resmi yazıya cemiyetin nizamnamesi de ilave edilmişti. Resmi yazıda; “…Cemiyetin erkân ve azası Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de tahsil-i malumat ederek yetişmiş olan zevattan ibaret bulunacağı misillü” denilerek cemiyetin kurucularının uzun zamandır bu çalışmaların içinde olup artık Tıbbiyeden mezun olanlar olduğu belirtiliyordu. Görevleri de şöyle özetleniyordu; “…bunların asıl işleri tıbba mütedair mevcud olan kütüb ve resâilin Türkçe’ye nakil ve tercümesi ile beraber umuma fayda-bahş olacak suretde lisan-ı Osmanî üzere bir tıb gazetesi tertib eylemek hususları olup vakıâ fünun-ı tıbbiyenin Türkçe tedris ve talimi usulünün müstelzim olacağı teshilat bi’d-defaat mevki-i bahse konulmuş ve hatta Memalik-i Mahruse-i Şahane’de istihdamı lüzum-ı daimî tahtında bulunan etıbbaya mahrec olmak için Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye namıyla küşadına bu defa müsaade-i seniyye şayan buyurulan dershanede fenn-i tıb ile müteferri’âtının Türkçe olarak tedrisi mukarrer bulunmuş olmasına nazaran bu arzunun merkez-i fi’le gelmesi el-hâletü hâzihî Avrupalıların tıbca istimal eyledikleri müdevvenat ve asarın ahkâm-ı mecmuasını talebeye kolaylıkla tefhîm ile beraber bu yolda nev be-nev icra kılınmakda olan tecarüb üzerine hıfz-ı hayat-ı insaniyeye dair az zamanda tesis kılınan kavaid-i dakikanın mütemadiyen teşrih ve tavzîhiyle enzâr-ı umumiyeye ibraz olunması öyle bir cemiyetin vücuduna menût olduğundan…” Burada da bildirildiği gibi amaç; Özellikle tıp eğitiminin kolaylaştırılması için tıp kitaplarını Türkçeye çevirmek ve halkın yararlanacağı bir tıp dergisi çıkarmaktı. Bu cemiyetin çalışmalarının yeni kurulan Sivil Tıp Okulu için ne kadar gerekli olduğu da belirtilmekte idi. Bu teklif Meclis-i Vâlâ’ da görüşülmüş, bir mazbata ile padişaha sunulmuş, 3 Mart 1867 tarihinde de Cemiyet-i Tıbbıye-i Osmaniye’nin kurulma iradesi çıkmıştır. Sultan Abdülaziz’in İradesi; “Hame-pira-yı tevkir olan işbu tezkere-i samiye-i Sadâret-penahîleriyle mezkur mazbata manzur-ı âlî-i hazret-i Padişahî buyurulmuş ve tezekkür ve istizan olunduğu üzere meblağ-ı mezburun tahsis ve i’tası zımnında keyfiyetin nezâret-i müşârunileyhâya havalesi ve hususat-ı sairenin dahi icra-yı iktizası müteallik ve şeref-sudûr buyurulan emr u irade-i mehâsin-âde-i hazret-i cihanbanî mantuk-ı celilinden olarak mazbata-i merkume yine savb-ı sâmî-i hidivîlerine iade kılınmış olmağla ol babda emr u ferman hazret-i veliyyü’l-emrindir. 26 Şevval sene 1283 / [3 Mart 1867]” denilerek karar belirtiliyordu.

 

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin Görevi

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye nizamnamesine göre idare heyeti 6 kişi olup; reis-i evvel, reis-i sâni, umumi katip, hususi kâtip, sandık emini ve hafız-ı kütüp idi. Cemiyet üyeleri 20 kuruş aidat ödeyecekler, zaruri masraflar için hazineden her ay 1000 kuruş verilecekti. Bu durum resmi yazıda; “...cemiyetin masârıf-ı zaruriyesine medar olmak üzere Hazine-i Celile’den şehriye bin kuruş tahsis ve i’tası zımnında keyfiyetin Maliye Nezaret-i Celilesi’ne havalesi ve mârru’l-beyan layiha icabına göre tashih etdirildiğinden...” denilerek belirtiliyordu.

Cemiyetin kurucuları başta Salih Efendi ve öğrenciliğinden beri bu mücadeleyi vermiş olup o tarihte mezun olan; Kırımlı Aziz İdris, Hüseyin Remzi, İbrahim Latif (İbrahim Lütfi), Hüseyin Sabri, Vahit Efendi, Emin Efendiler’di. Bu gurubun çoğu Türkçe tıp eğitimi veren “Mülki Tıbbiye”de hocalığa başladılar ve üç sene gibi bir zamanda tıp derslerinin Türkçe yapılabileceğini ispat ettiler.

1870 yılında da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de dersler Türkçeye geçti. Askeri Tıbbiye’de derslerin Türkçeleşmesi ile çok büyük bir karşı hareket başladı. Türkçe tıp eğitimi yapılamayacağı konusunda kitaplar yazıldı, gazetelerde görüşler bildirildi. Padişah ve idareye etki etmek istendi. Cemiyet üyeleri bu karşı harekete karşı görüşlerini bildiriyor, tartışmalara cevap veriyorlardı. Bu mücadele uzun süre devam edecekti.

Cemiyet ise kurulduğu andan itibaren hızla çalışmalara başlamıştı. Cemiyet nizamnamesinde çok net olarak iki önemli amaç kaydedilmiştir; Tıp eğitimi için gerekli olan önemli kitapları Türkçeye çevirmek ve halkın anlayacağı şekilde halka hitap edecek, onları halk sağlığı açısından bilgilendirecek bir dergi yayınlamak. Bu durum ilk nizamnamede;

“Birinci Madde: İşbu Cemiyet-i Tıbbiye’nin teşekkülünden maksad-ı aslî ulum-ı tıbbiye ve hikemiyeden kitab terceme ve te’lif ve ileride beher mah umuma müfid olacak derecede bir gazete neşr ile fevaidinin cümleye tamimi hakkında icab eden her bir vesaiti ittihaz edecekdir.

İkinci Madde: Cemiyet esas maksadına nasb-ı nefs-i ihtimam ile ulum-ı tıbbiye ve hikemiye teferruatından bahs edip mesail-i diniye ve politikıyeden asla bahis açmayacakdır” diye belirtilmekteydi. Cemiyetin kurulmasını sağlayan ve Türkçe tıp eğitimini başlatan Hekimbaşı ve Mekteb-i

Tıbbiye-i Şahane Nazırı Salih Efendi kısa süre sonra 6 Kasım 1871 tarihinde görevinden azledildi. Fakat bu cemiyet çalışmalarına hiç ara vermeden uzun yıllar devam etti.

 

Cemiyetin 1867-1897 Yılları Çalışmaları

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin en önemli amacı tıp eğitimi için gerekli olan ve Fransızca yazılmış tıp kitaplarını Türkçeye çevirmek idi. Cemiyet bu amaç altında birleşerek kadrosunu genişletti ve çalışmalarına hızla başladı. Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane Nazırı Salih Efendi’nin başkanlığında; Ahmet Paşa, İbrahim Lütfü Bey, Mehmet Muhtar Efendi, Ahmet Hilmi Bey, Mehmet Nuri Bey, Hüseyin Remzi Bey, Agop Bey (Handanyan), Mehmet Nazif Bey, Mehmet Nedim Bey, Vahit Efendi, Bekir Sıtkı Efendi, Hüseyin Sabri Efendi, Hacı Arif Efendiler’in kontrolünde tıp kitapları tercüme yapılması için dağıtıldı ve dil birliği sağlamak için bir tıp lüğatı hazırlanmasına karar verildi.

 

Tıp Sözlüğü Hazırlanması

Lügat-ı Tıbbiye (1873)

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin bütün üyelerinin hemfikir oldukları konu acilen bir tıp sözlüğü hazırlamaktı. Bu tercümeler de dil birliğini sağlayacaktı. Bunun için Avrupa’da beğenilen ve çok kullanılan Fransızca “Nysten” tıp lügatinin tercüme edilmesi uygun görülmüş ancak bir kişinin tek başına bu tercümeyi gerçekleştiremeyeceği düşünülerek her şubeden ihtisas sahibi kişiler bir araya getirilmişti. Fransızca tıp sözcüklerinin karşılıklarını bulmak için; İbn-i Sinâ’nın Kânun’u, Zehravî’nin Tasrîf’i, Râzi’nin Hâvi’si gibi Arapça temel tıp kitapları esas alınmıştı. Burada uygun kelimeler bulunmuşsa da yeni buluşlar neticesinde eski tıp literatüründe bulunmayan terminoloji için Avrupa dillerinden Osmanlıcaya tercüme edilmiş ve yeni tıbbı konu alan başta Şânizâde Atâullah’ın kitaplarından ve Mısır’da Mehmed Ali Paşa döneminde basılan bazı eserlerden faydalanılmıştır. Daha sonra sözlükler taranmış, “Bianchi, Hançerî, Kazimirski”nin sözlükleri, “Meninski”nin Latince’den Arapça, Farsça ve Türkçe’ye olan lügatinden de büyük ölçüde faydalanılmıştır. “Vankulu, Ahterî, Burhân-ı Kâtı ve Lehçe-i Osmanî” sözlüklerinden ve en çok da Asım Efendi’nin “Kâmus” tercümesinden faydalanılmıştır. Lügatin hazırlanmasında karşılaşılan en büyük zorluk Nysten’in lügatinde olup da araştırılan kaynak eser ve sözcüklerde bulunmayan yeni terimlerin karşılıklarını bulmak olmuştur. Cemiyet üyeleri bu zor durum karşısında bir takım terimler icat etme gereği duymuşlar, bu hususta hareket noktaları o konuyu belirten Arapça ve Farsça iki kelimeyi birleştirmek veya bütün Avrupa dillerinde ortak olarak kullanılan isimlerin bazılarını aynen almak olmuştu.

1870 yılında lügat çalışmalarına başlayan heyet üç senelik yoğun bir çalışma sonucunda “Lügat-ı Tıbbiye”yi bastırdı. 640 sayfa olan kitabın baş sayfasında eserin cemiyetin ürünü olduğu ve 30 Nisan 1873 tarihinde basıldığı bildirilir;

Lügat-ı Tıbbiye

(Eser-i Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye)

(Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Matbaasında Tab Olunmuştur)

Sene 1290 fi Rebiülahir 2

 

Lügat-ı Tıp (1900)

1870 yılında lügat çalışmalarına başlayan heyet üç senelik yoğun bir çalışma sonucunda “Lügat-ı Tıbbiye”yi hazırlayıp 30 Nisan 1873 tarihinde bastırmıştı. Bu kitap Türkçeye tercümelerde en önemli kaynak olarak kullanıldı ve bu sayede pek çok tıp kitabı tercüme edildi. Lügat-ı Tıbbiye çeyrek yüzyıl boyunca Osmanlı hekimlerinin tek sözlüğü olarak kaldı. Zaman içinde gelişen tıpla beraber yetersizliği anlaşılmış, yanlışlıklarını düzeltmek ve eksikleri tamamlamak maksadı üzere cemiyette çalışmalar başlamıştı.

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye 1897 yılında kapatılmış ve tercüme işlerine devam eden bir “Tetkik-i Müellefât Komisyonu” kurulmuştu. Yeni sözlüğün hazırlanmasını da cemiyet, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Tetkik-i Müellefât Komisyonu adıyla üzerine aldı. Komisyon “Nysten” tıp sözlüğünün genişletilmiş son baskısını esas alarak Fransızca -Türkçe tıp sözlüğü olarak hazırladı. İyi bir organizasyon ve hızlı bir çalışma ile kitabı 1900 yılında tamamladı.

Sözlük “Lügat-ı Tıp” adı ile Sultan II. Abdülhamid’in 25. tahta çıkış törenine yetiştirilip armağan edildi. Bu durumu kitabın önsözünde şöyle beyan ediyorlardı;

“...terakkiyattan ilm-i tıbbın dahi hisse-mend-i atıfet olarak mertebe-i kusvaya vasıl olup şuubât-ı mütenevviası fevkalade taadüd ve tevessü ve bi’n-nisbe ıstılahatı tekessür etmekle evvelce tab’ olunmuş olan lügatçe artık kifayet etmemeğe başlamış ve nüsah-ı matbuası da kalmamış olduğundan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Tetkik-i Müellefat Komisyonu vasıtasıyla asıl eserin lügat-ı cedideyi hâvi olan son tabının maa-metin mükemmelen tercümesine lüzum-ı kati hasıl olarak ibraz edilen say ve ikdam semeresiyle eserin tercüme ve tab ve temsiline muvaffakıyet hasıl olmuş ve cülus-ı hümâyun meali makrun cenâb-ı hilafet-penâhinin mefahir-i azime-i Osmaniye’nin birincilerinden olan yirmi beşinci sene-i müteyemmine-i devriyesinin birinci yevm-i mesudunda teberrüken neşri vecaib-i esasiye-i ubudiyetten görülmüştür...”

Kitabın önsözünün tarihi 1 Eylül 1900 (sene 6 Cemaziyelevvel 1318 ve sene 19 Ağustos 1316) olup ilk sayfa Osmanlı Devlet Arması ile süslenmişti. 1107 sayfa olan eser giriş, ilaveler ile toplam 1200 sayfayı geçiyordu. Tıp lüğatının ilk sayfasında;

Lügat-ı Tıp

Fransızcadan Türkçeye

(Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmanî)

Bilgileri yer alıyordu. Büyük hacimli bu sözlük çok uzun seneler kullanılmıştır.


Türkçe Tıp Kitapları Yayınlanması

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulduğu andan itibaren ilk işi tıp eğitiminde kullanılan ana kaynak tıp kitaplarının Türkçeye tercüme edilmesi oldu. 1867 yılında Türkçe tıp eğitimi veren Mülki Tıbbiye’de Türkçe ders notları veriliyordu. 1870 yılında Askeri Tıbbiye’de derslerin Türkçeleştirilmesi ile kitap tercümeleri hızlandı. Cemiyet iyi kitapları seçiyor ve tercüme etmek isteyenleri inceleyerek müsaade veriyordu. Bu izni almayanlar tercümeye başlayamıyorlardı. Bir başka usul de kitabı tamamen Türkçeye çevirenler basılması için cemiyetten izin istiyor, onların incelemesi sonucunda düzeltilerek uygun görülen kitapların basılması izni çıkıyordu. Uygun görülen kitaplar Tıbbiye matbaasında basılıyordu. Böylece kısa sürede bir çok tıp kitabı basıldı. Prof. Dr. Aykut Kazancığil’in incelemelerine göre 1870-1880 yılları arasındaki ilk on senede 46 tıp kitabı basılmıştı. Bunlardan bazıları; Fenn-i İspençiyâri, Fenn-i Kimya, Mirât-ı Sıhhat, Talim-üt-teşrih, Müfredat-ı tıp ve ilm-i tedavi, Nebatat-ı-Tıbbiye, İlm-i Emraz-ı Umumiye, Hıfz-ı Sıhhat, Kavânin-i Cerrâhin, İlm-i Hayvanat, Düstür-ul-Edviye ve diğer tıp kitapları.

O senelerde Osmanlı Devleti’nde tercüme ve yayın işlerinde görevli üç büyük komisyon vardı. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye de bunlardan biri idi. Bu durumu cemiyetin yetkili üyesi Hüseyin Sabri Bey şöyle belirtir; “Devlet lisanî Türkî üzere telif edilen kütub-u Tıbbiye ve sairenin tetkiki içinse üç büyük meclis tesis etmiştir. Birisi Encümen-i Maarif, Diğeri Tıbbiyeyi Osmaniye öbürü de Mektebi Harbiye’de bulunan Cemiyeti Harbiyedir. Ve kütüb-ü mütenevvianın tetkiki için iş bu cemiyetlere müsaade eylemiştir”.

Cemiyet tercüme işlerinin hızlanması için bu kitaplara para ödülü verilmesi girişiminde bulunur ve sonuçta komisyondan geçerek basılan tıp kitapları için hem para, hem de nişanla ödüllendirilmesi kararı çıkar. Cemiyet bu ücreti tercüme edilen kitapların zorluğu ve hacmine göre üç kategoriye ayırıyor, taltif ediyordu;

1.   derece:  300 Mecidiye altını, IV rütbeden bir kıt’a Nişan-ı Ali Osmanî

2.   derece:  200 Mecidiye altını, IV rütbeden bir kıt’a Mecidî Nişanı

3.   derece:  150 Mecidiye altını, IV rütbeden bir kıt’a Mecidî Nişanı

Bu durum tercümelerin artmasına sebep oldu. 1870-1880 yıllarında toplam 46 kitap, 1881-1892 yılları arasında toplam 77 kitap,1893-1904 yılları arasında toplam 45 kitap tercüme edildi ve basıldı. Bu arada iki de tıp sözlüğü basılmıştı. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye 1897 yılında kapatılmış fakat tercümeler “Tetkik-i Müellefât Komisyonu” adı altında devam etmiş, ödüller dağıtılmıştı. Cemiyet 1908 yılında tekrar açılmış kendi adı ile çalışmalarına devam etmiştir. Kitapları tercüme edenler sadece Tıbbiye’deki hocalar değildi. Tıbbiye’den mezun, dile hakim olup Osmanlı Devleti’nin çeşitli yerlerinde görev yapan hekimler de tercümeler için müracaat ediyorlardı. Bu teklifi cemiyet inceliyor, daha önce tercüme edilmemiş olan ve faydalanılacak olan kitapları kabul ediyordu. Tercüme izni çıkan kitapları yalnız o hekimler yapıyor, bitince teslim ediyorlardı. Bununla hem nişan hem para ödülü alıyorlar hem de kitapları Tıbbiye matbaasında basılıyordu. Tercüme yapan değişik görevdeki hekimleri gösterir 26 Haziran 1890 tarihli cemiyet kayıtlarından bir fikir almak mümkün oluyor;

Emrazı Dahiliye. Jakot -1-7-1883-907-3-birinci (Daire-yi Askeriye etibbasından kolağası Mehmet Fahri Efendi, binbaşı Cemal Efendi, kolağası Abidin Efendi)

Lüğatı Tağaşşişat ve Tağayyürat. Şövalye Bodrimon-1-6-1882-1475-3-birinci- Tabib binbaşı Mehmet Rüştü Efendi.

Fenni Saydalani. Dorval-1-11- 1886-1619-4-birinci- 5. alayın 2. taburu tabibi Kolağası Mehmet Bahattin Efendi, Hassa seyyar topçu ikinci alayının 3. taburu tabibi Kaymakam Şevket Bey

Hıfsısıhha. Mişel Levi-2-6- 1879-906-3-birinci- Mektebi Tıbbiye-i İdadi etibbasından Kolağası Mehmet Cemil Efendi. Hicazda Aramsaz alay 6. tabur, birinci tabip binbaşı Ali Efendi, Nişancı Taburu tabibi binbaşı Hakkı Emin Efendi.

İlmi Emrazı Akliye. Levis-1-1-1881-672-2-İkinci- Beylerbeyi etibbasından binbaşı Mehmet Faik Efendi., Halep Hastanesi’nde misafir kolağası Mehmet İbrahim Efendi.

İlmi Teşrih. Sape-1-3- 1876-736-3-birinci-Zeytinburnu Hastanesi’ne memur tabip yüzbaşı Ferit Mahmut, Orduyu 5. alay, 34 tabur 3 kolağası Kasım Efendi, Alay 7. tabur 1 yüzbaşı Mustafa Nizamettin Hassa alayı 55 tabur 1 yüzbaşı Ahmet Münif Efendi, 5. ordu sertabibi Ferik Osman Paşa.

 

Kurucu üyeler

Devlet Salnameleri’nde cemiyetin kurucu üyeleri şöyle kaydedilmiştir; Derneğin kurucusu Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane Nazırı Salih Efendi. Ahmet Paşa, İbrahim Lütfü Bey, Mehmet Muhtar Efendi, Ahmet Hilmi Bey, Mehmet Nuri Bey, Hüseyin Remzi Bey, Agop Bey (Handanyan), Mehmet Nazif Bey, Mehmet Nedim Bey, Vahit Efendi, Bekir Sıtkı Efendi, Hüseyin Sabri Efendi, Hacı Arif Efendi. 1870-71 yılına ait (H.1287) Devlet Salnamesi’nde Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye hakkındaki resmi kayıtlar şöyledir; “İşbu Cemiyet Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Efendinin zir-i idaresinde olup her Pazar günleri mekteb-i mezkurda mün’akid olur”

Reis Salih Efendi
Aza Miralay Hafiz Bey (Mekteb-i Tıbbiye Tercüme Memuru)
Miralay Salih Bey (Mekteb-i Tıbbiye Tercüme Memuru)
Miralay Ahmet Bey (Müfredat-ı Tıp Muallimi)
Miralay Rıfat Bey (Bahriye Azasından)
Saniye Mahmud Efendi (Münşeat Muallimi)
Binbaşı Aziz Efendi (Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye Müdürü)
Kolağası Emin Efendi (Ameliyat-ı Cerrahiye Muallim Muavini)
Kolağası Vahit Efendi (Fenn-i Kıbale Muallim Muavini)
Kolağası Hüseyin Efendi (Emraz-ı Umumiye Muavini)
Kolağası Nuri Latif Efendi (Emraz-ı Hariciye Muavini)
Kolağası Hiristo Efendi
Kolağası Nuri Efendi
Kolağası Hüseyin Mustafa (Memuriyette Bulundukları)
Kolağası (H. Remzi) Efendi (Memuriyette Bulundukları)
Kolağası İbrahim Efendi (Memuriyette Bulundukları)
Kolağası Bekir Efendi (Memuriyette Bulundukları)

 

Cemiyette Tıbbî Konferansların Başlaması (1892) ve Cemiyetin Kapatılması (1895)

Cemiyet kitap çalışmalarına devam ederken tıbbi konferansların gereği duyulmuş ve 1892 yılında “Tıbbi müzakereler” adıyla toplantılar düzenlenmeye başlanmıştır. Toplantılar belli bir program dâhilinde ve önemli tıbbi konularda idi. Bu konferanslar sırasında tartışmalar da oluyordu. Bu toplantılar üç sene kadar devam etti. Bilimsel olsa da toplantılar yapılmasının mahsurlu olduğu görüşü ile cemiyet 29 Mayıs 1897 tarihinde II. Abdülhamid’in emri ile kapatılmıştır. Cemiyetin devam eden tercüme çalışmaları “Tedkik-i Müellefât Komisyonu” adıyla devam etmiş, II. Meşrutiyet’in ilanı ile yasak kalkarak çalışmalar tekrar başlamıştı.


Meşrutiyet ile Yeniden Yapılanma (1910)

10 Temmuz 1908’de ilan edilen Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük havası içinde cemiyetlerin tekrar açılması gündeme gelmişti. Tıp eğitimi de 1909’da yeniden yapılandı ve Darülfünun Tıp Fakültesi haline geldi. Bu fakültede hem askeri tıp hem de sivil tıp okulları birleştirilmiş, kadrolar yeniden yapılmıştı. Bu arada pek çok tıp hocası kadro dışı kalmıştı. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye de Darülfünun Tıp Fakültesi içinde yeniden yapılandı.

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin yeniden açılışı 25 Aralık 1910 (12 kânun-u evvel 1326) günü olmuştu. Cemiyet Darülfünun Tıp Fakülte Reisi Cemil Paşa’nın başkanlığında 13 yıl aradan sonra toplanmış, çalışmalara adeta bir bayram havası içinde başlanmıştı. Cemil Paşa’nın açılış söylevinde çalışmalara kurulma amacı doğrultusunda devam edileceği bildirilmiş, kurucu üyeler ve müdavim üyeler dışında üçüncü bir grup üyelerin de kaydı ön görülmüştü.

Nuri Kenan, Zoiros, Mazhar, Rasim, Fevzi, Hayrettin, Cemil, Mahmut Hakkı, Şefik, Ömer Ata, Tevfik, Civani, Ananyan ve Minas Efendiler cemiyete kaydedilmişlerdi. Gizli oyla yapılan seçimde Cemil Paşa, Hayrettin Paşa’dan bir oy fazla (14) alarak birinci başkan seçilir. Ayrıca iki adet ikinci başkan; Ziya Nuri Paşa ve Süleyman Numan Paşalar seçilirler. 25 oyla Tevfik Vacit Bey sekreter seçilir. Toplantıların 15 günde bir Pazar günleri saat 13’te toplanmasına karar verilir.

Çalışmalarına hızla başlayan cemiyeti savaşlar ve İstanbul’un işgali bekliyordu.

1912-1922 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu savaşlar ve Tıbbiye’nin 5 yıl boyunca İngiliz askerlerinin işgali altında bulunması, Tıbbiye binası içinde çalışan cemiyete zor günler yaşatmıştı. Fakat her şeye rağmen çalışmalara ve tıp kitapları yayınlanmaya devam edildi. Cemiyet bir tıp derneğinin yapması gereken faaliyetlerini yerine getirmek istiyor fakat içinde bulunduğu zor şartlarda başaramıyordu.

Milli mücadelenin başladığı 1919 yılında Süleyman Numan Paşa tarafından Milli Tıp Kongresi yapılması teklifi yapılmıştı. Bir tıp kongresi ülkemizde ilk defa düzenlenecekti. Bu kongrede verem, frengi gibi hastalıklara karşı alınacak tedbirlere dair tartışmalar yapılacak, taşrada bulunup vatanın sıhhi durumuna dair gözlemleri ve düşünceleri olan hekimlerin görüşleri alınacaktı. Cemiyet 1920 Şubatı başlarında toplanacak kongrenin toplantı gününü daha sonra günlük gazetelerde ilan etmeye karar verdi. Fakat bu kongre Cumhuriyet’in ilanından sonra ancak 1925 yılında gerçekleşebildi.

 

Cumhuriyet’ten Sonraki Çalışmalar

Türkiye Tıp Encümeni (1923)

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin bütün üyeleri Milli Mücadele yıllarında ülkeleri için şartları zorlayarak çalışmışlardı. Cumhuriyet’in ilanından sonra çalışmalarına büyük bir şevkle devam eden cemiyet artık rahatlıkla çalışabilecek bir ortama kavuşmuştu. Cemiyet bu dönemde tıbbî toplantılar, seminerler, kongreler, kitaplar ve süreli yayınlarlar ile kendini daha iyi ifade edecektir. Cumhuriyet’in ilanı ile yeniden yapılan kanunlar çerçevesinde Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye ismini “Türkiye Tıp Encümeni” olarak değiştirmiş fakat ilk tüzüğündeki amaç ve kurucular aynen devam etmiştir.

Yeniden düzenlenen Türkiye Tıp Encümeni tüzüğünün ilk maddesinde; “Madde 1: Türkiye Tıp Akademisi 1282 tarihinde İstanbul’da kurulmuş olan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin yerini tutmak üzere tıbbi ilimler ve biyoloji üzerine üyeleri tarafından yapılacak tebliğ, inceleme ve araştırmalarla uğraşır. Usule göre gerek orijinal ve gerekse tercüme yolu ile ilmi çalışma ve yayınlarda bulunur” denilmektedir.

Encümen ilk iş olarak 1919 yılında aldığı kararı uygulamaya koyar; İlk Milli Tıp Kongresi düzenlenecektir. Bu kongrenin amacı cemiyetin ilk amacı olan halk sağlığına hizmettir. Atatürk’ün nüfus siyaseti görüşü doğrultusunda, sıtma, verem, frengi gibi hastalıkların ülkedeki durumu ve önlenmesi için görüşlere yer verilecektir. 1925 yılından itibaren iki yılda bir Milli Türk Tıp Kongresi düzenlenmesi Türkiye Tıp Encümeni tüzüğünde yer almıştır. Encümen başkanı Müderris Dr. Süleyman Numan Paşa çok çalışarak bu kongrenin hazırlıklarını tamamlatmış, fakat kendisi kongrenin yapılışından iki ay önce vefat etmiştir.

 

Milli Türk Tıp Kongreleri

Türkiye Tıp Encümeni 1925 yılında ilk milli kongresini gerçekleştirdi. Ankara’da Atatürk’ün himayesinde “Birinci Milli Türk Tıp Kongresi” 1 Eylül 1925 günü Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın teşrifleri ve Başvekil İsmet Paşa’nın nutku ile açıldı. Bu kongre encümeninin kararı ve idare heyetinin organizasyonu ile Ankara’da TBMM Başkanı Kazım Paşa (Karabekir’in) özel izni ile TBMM binasında yapılmıştır. Kongreye yurdun dört bir yanından özellikle İstanbul ve Ankara’dan 592 doktor katılmıştı. Katılımcılar arasında; Ankara’dan Dr. Naime Hanım, İstanbul’dan Dr. Hayrünissa Hanım olmak üzere iki kadın hekim de vardı. Doktorlardan başka hiçbir meslek gurubunun katılmadığı kongrenin düzenleyicisi ve Birinci Reis’i Müderris Dr. Süleyman Numan Paşa olup kendisi kongrenin yapılışından iki ay önce vefat etmişti. Fakat kongrenin Birinci Reisi olarak kayıtlara geçmiştir. Birinci Reis Müderris Süleyman Numan (merhum), İkinci Reis Müderris Dr. Ziya Nuri (Birgi) Katib-i Umumi Müderris Dr. Tevfik Abdülkadir Lütfi (Noyan) ve Veznedar Muallim Dr. Niyazi İsmet Gözcü’dür.

Türkiye Tıp Encümeni 1925-1968 yılları arasında 20 Milli Tıp Kongresi gerçekleştirmiştir. Bunlar; Birinci Milli Türk Tıp Kongresi (1-3 Eylül 1925- Ankara), İkinci Milli Türk Tıp Kongresi (11-13 Eylül 1927- Ankara), Üçüncü Milli Türk Tıp Kongresi (17-19 Eylül 1929- Ankara), Dördüncü Milli Türk Tıp Kongresi (22-24 Eylül 1931- Ankara), Beşinci Milli Türk Tıp Kongresi (20-22 Ekim 1933-Ankara), Altıncı Ulusal Türk Tıp Kurultayı (7-9 Ekim 1935-Ankara), Yedinci Ulusal Türk Tıp Kurultayı (17-19 Ekim 1938-Ankara), Sekizinci Milli Türk Tıp Kongresi (19-20 Ekim 1943- Ankara), Dokuzuncu Milli Türk Tıp Kongresi (21-23 Ekim 1946- Ankara), Onuncu Milli Türk Tıp Kongresi (4-7 Ekim 1948- Ankara), On birinci Milli Türk Tıp Kongresi (16-19 Ekim 1950- Ankara), On ikinci Milli Türk Tıp Kongresi (25-29 Eylül 1952- İstanbul), On üçüncü Milli Türk Tıp Kongresi (27 Eylül- 1 Ekim 1954- İzmir), On dördüncü Milli Türk Tıp Kongresi (28 Eylül-2 Ekim 1956-İzmir), On beşinci Milli Türk Tıp Kongresi (28 Eylül- 2 Ekim 1958- Ankara), On altıncı Milli Türk Tıp Kongresi (26-29 Eylül 1960- Ankara), On yedinci Milli Türk Tıp Kongresi (25-29 Eylül 1962-İstanbul), On sekizinci Milli Türk Tıp Kongresi (20-23 Eylül 1964 - Ankara), On dokuzuncu Milli Türk Tıp Kongresi (25-29 Eylül 1966 - İzmir), Yirminci Milli Türk Tıp Kongresi (23-27 Eylül 1968 - İstanbul).

Kongreler Sağlık Bakanlığı ile koordineli çalışmış ve her kongredeki konuşulacak konular ülkenin önemli bir sağlık sorununu işlemiştir. 1. Milli Türk Tıp Kongresi, Toplum Sağlığı ve Nüfus siyasetini esas alıp; Çocuk ölümleri ve nedenleri üzerinde çalışmıştı. 2. Kongre; Trahom ve Verem konularına, 3. Kongre; Salgın hastalıklar ve özellikle frengi konusunda olmuş, 4. kongre ise beslenme, raşitizm konularını irdelemişti. Bu kongredeki bildiriler toplanıyor, bir kitapta yayınlanıyordu. Bu bilgiler Sağlık Bakanlığı’nın sağlık politikasında bir veri olarak kullanılıyordu. Türkiye Tıp Encümeni düzenlediği tıp kongreleri ile Türkiye’nin sağlık mücadelesinde önemli rol oynamıştı.

 

Kongre Kitapları

Türkiye Tıp Encümeni iki senede bir düzenledikleri Milli Tıp Kongreleri’nin kitaplarını muntazam bastırmıştı. Düzenlenen her kongrenin yayınları; “Milli Türk Tıp Kongresi Raporları” adıyla bazen tek cilt, çoğunlukla da iki cilt halinde İstanbul’da bastırılmıştı. Bu kitaplarda kongrelerin yapıldığı yer, program ve sunulan bildiri başlıkları bir ciltte, kongreye sunulan serbest bildiriler ikinci ciltte yer almıştır.

 

Bilimsel Toplantılar

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye tıbbi konferanslara 1892 yılında başlamış, üç sene devam etmiş, 1895 yılında bir emirle sonlandırılmıştı. Tıbbi toplantılara Meşrutiyet’te de devam edilmek istenmiş, içinde bulunulan savaşlar ve işgal sebebiyle muntazam bir şekilde yapılamamıştı. Cumhuriyet’in ilanı ile bilimsel konferanslar az da olsa yapılabilmiştir. Türkiye Tıp Encümeni’nin organize ettiği tıp konferansları ancak 1947 yılından itibaren süreklilik kazanacaktır.

Encümenin Bilimsel Toplantıları Tabip Odası’nda o tarihlerdeki ismi ile “Cağaloğlu Etibba Odası” salonlarında yapılıyordu. Toplantılar çarşamba günleri ve akşam saatlerinde gerçekleştiriliyordu. Toplantılarda genellikle birkaç konu işleniyor ve bilimsel tartışmalar da yapılıyordu. İlk yıllarda seyrek yapılan toplantılar 1951 yılından sonra on beş günde bir yapılmıştır. Toplantılar “Etibba Odası’ndaki Lokal” de gerçekleştiriliyor, zaman zaman da “Verem Savaş Derneği” nin Taksim Ayazpaşa’da Selime Hatun Sokağı’ndaki Merkez Binası Salonları’nda yapılıyor ve bu gazetelerde ilan ediliyordu.

Türkiye Tıp Encümeni 1951 yılından itibaren Sempozyumlar da düzenlemişti. Gene Cağaloğlu Etibba Odası toplantı salonunda yapılan bu sempozyumlarda belli bir tıbbi konu işleniyor ve genelde birkaç konuşmacı o konuda sunumlarını yapıyorlardı. Bu sempozyumlar 1956 yılına kadar devam ettirilmişti. Bilimsel toplantılar ve sempozyumlar farklı günlerde ve aynı mekânda düzenlenmiştir. Cemiyet bu toplantılara yurt dışında kendi alanlarında söz sahibi olan bilim adamlarının davet edilmesi kararını da almış ve bunu gerçekleştirmişti. Bilimsel toplantılar “Encümen”in isminin “Akademi” olarak değişmesinden sonra da devam etmiştir.

Türkiye Tıp Encümeni ayrıca senede bir defa yemekli bir toplantı düzenleyerek üyelerini bir araya getiriyor ve dayanışmayı sağlıyordu. Bu bir gelenek olarak devam etmiştir.

 

Süreli Yayın; “Türkiye Tıp Encümeni Arşivi” (1946-1966 )

Türkiye Tıp Encümeni Cumhuriyet döneminde çalışmalarını tıbbi konularda yoğunlaştırmış, düzenledikleri tıp kongreleri ve tıp konferansları ile bilimsel çalışmalara ağırlık verilmişti. Tıp konferansları sırasında bu konuda yayın olmadığı fark edilmiş ve bir süreli yayın çıkarma kararı alınmıştır. “Türkiye Tıp Encümeni Arşivi” 1946 yılından itibaren Prof. Dr. Arif İsmet Çetingil başkanlığında yayınlanmaya başlanmış, bu dergi hiç ara vermeden 1965 yılına kadar devam etmiştir.

“Türkiye Tıp Encümeni Arşivi, Archives of the Türkish Academy of Medicine” adıyla yılda iki defa olmak üzere İstanbul’da yayınlanıyordu. Zamanın en önemli hekimlerinin çalışmalarını, yazılarını kapsıyor, cemiyetin bilimsel toplantılarında konuşulup tartışılan konular ve İngilizce özetler de yer alıyordu. Cemiyetin merkezi “Etibba Odası” (Cağaloğlu Tabibler Birliği Lokali) olup toplantılar ve derginin idaresi burada yapılıyordu. Bu süreli yayın 20 sene devam etmiş, tamamen bilimsel bir tıp dergisi olup o dönemlerde önemli bir ihtiyacı karşılamaktaydı. Cemiyetin isminin “Akademi” olmasından sonra da “Türkiye Tıp Akademisi Arşivi” ismiyle devam etmiştir.

 

Kamu Yararına Çalışan Dernek (Umumi Menfaate Hadim Cemiyet) (1956)

Türkiye Tıp Encümeni 1956 yılında kamu yararına çalışan dernek “Umumi Menfaate Hadim Cemiyet” olmak için müracaat etmiş, Millet Meclisi’nde “Vekiller Heyeti” nin 06.10.1956 tarih ve 4/8098 sayılı kararı ile bu gerçekleşmişti. Ana tüzüğünde toplum sağlığı için çalışmalar yapmak olan cemiyet, düzenlediği kongreler ve bilimsel toplantılar ile toplum sağlığına hizmet etmişti. Bu çalışmalarıyla Sağlık Bakanlığı’nın sağlık politikasının oluşmasına da katkıda bulunmuştu. Bu çalışmalarını aynı çizgide devam ettirmek isteyen Encümen kamu yararına çalışan bir dernek olarak bu amacı devam ettirmiştir.

 

Türkiye Tıp Akademisi (1966)

Türkiye Tıp Encümeni, Türk dilinin yenilenmesi ve terminolojilerin değişmesi sebebiyle 5 Kasım 1965 günü yaptığı Genel Kurul’da “Encümen” isminin “Akademi” olarak değişmesi kararını almıştır. Bu karar yetkili mercilerde görüşülmüş ve 10 Aralık 1966 tarihinde “Türkiye Tıp Akademisi” olarak onaylanmıştı. Akademinin yayın organı olan tıbbi derginin ismi de 1966 yılından itibaren “Türkiye Tıp Akademisi Mecmuası” olarak değiştirilmiştir. Akademi ismi 1968 yılında İstanbul’da yapılan Yirminci Milli Türk Tıp Kongresi’nde bildirildi ve kayıtlar ona göre tutuldu.

Türkiye isminin resmen onaylanması ise 13.07.1974 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu kararı ile olmuştu. Bu karar Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk imzası ve 13.9.1974 tarihli resmi yazı ile tebliğ edilmiştir. Türkiye Tıp Akademisi 1966 yılında “Türk tıbbının naşiri-efkârı olarak tek bir mecmua halinde neşredilmesi için çıkmakta olan tıbbi mecmuaları bir araya getirilmesini temin maksadıyla mevcut çeşitli tıp cemiyetlerinin Türkiye Tıp Akademisi’nin çeşitli seksiyonlarına bağlanabilmesi ve akademi tüzüğünün buna imkân verecek değişiklerin yapılması” kararı almış ise de buna muvaffak olunamamıştır.

“Türkiye Tıp Akademisi Mecmuası Archives of the Turkish Acedemy of Medicine” ismi ile ilk sayısını 1966 yılında yayınladı. Bu tıp dergisi üç ayda bir çıkan ve üyelere parasız dağıtılan bir yayın idi. Başkan Suphi Artunkal başkanlığında bir heyet tarafından çıkarılan bu tıp dergisinin ilk sayısında Türkiye Tıp Akademisi’nin toplantıları ve tüzüğü hakkında bilgiler yer alır. Üç ayda bir muntazam yayınlanan mecmua uzun yıllar yayına devam etmiştir.

Türkiye Tıp Akademisi 1968 yılında panel, seminer ve sempozyum yaparak bilimsel çalışmalarına devam etme kararı almıştı. Tıp dallarının çoğalması ve ihtisas dallarının kendi kongrelerini yapmalarına rağmen akademi geleneksel kongrelerine devam etmiştir. Bunlar; 20-26 Eylül 1970 Bursa, 3 Ekim 1972 Ankara, 24-28 Eylül 1974 İzmir, 29 Eylül-3 Ekim 1976 Antalya, 9-13 Ekim 1978 İstanbul, 3-7 Kasım 1980 Ankara, 25-27 Ekim 1982 Kayseri, 25-27 Ekim 1984 Bursa, 25-29 Ekim 1986 Kıbrıs, 2-5 Ekim 1988 Konya, 12-14 Kasım 1990-İstanbul, 9-11 Kasım 1992 Adana, 1994-Samsun, 18-20 Kasım 1998 İstanbul, 23-25 Kasım 2000 İstanbul, 13 Mart 2003 İstanbul (Sempozyum), 29 Kasım 2004 İstanbul (Panel), 16 Haziran 2006 İstanbul (Toplantı), 10 Ekim 2008 İstanbul (Toplantı). Akademi son yaptığı toplantılarda “Türkiye Tıp Akademisi’nin Dünü Bugünü” ,“Türkçe Tıp Dili” konularını ele alarak üyelerini cemiyetin amacı ve hedefi konusunda bilgilendirmiş ve tartışma başlatmıştır.

 

Yönetim kurulumuz Nisan 2009 tarihinde bu görevi aldığında yeniden yapılanma ile akademinin eski önemine kavuşmasını amaçlamıştı. Bu hedef doğrultusunda derneğimizin önemini belirten bir kitapçık, herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir web sayfamız ve üyelerimizle daha sık bir araya gelebileceğimiz toplantılar yapma kararı alınmış olup çalışmalar bu doğrultuda devam etmektedir.

siteContentHead
ANASAYFA | İLETİŞİM