BAŞKANDAN
Sanat Olmaktan Çıkan Doktorluk
Tıp Akademisi 3 Mart 1867 tarihinde kurulmuş 143 yıllık bir tıp cemiyetidir. Bu cemiyet ilk kurulduğu günden bu yana asıl amacını hiç değiştirmemiştir. Bu amaç "Halka sağlık açısından faydalı olmak" tır.
devamı...
YAYINLARIMIZ - Kitaplar / Dergiler
Dünden, Bugüne Türkiye Tıp Akademisi - 2010
devamı...
Prof. Dr. Ayten Altıntaş
Çanakkale Savaşlarında Temizlik
Çanakkale Cephesinde Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı muharebeleri yapılmıştır. Yaşananlar bir taraftan kayıt altına alınmış ve arşivler oluşturulmuştur.
devamı...
ETKİNLİKLER
TÜRKİYE TIP AKADEMİSİ DUAYENLERDEN GENÇ DOKTORLARA KLİNİK DENEYİMLER VE TEDAVİLER KONFERANSLARI
“ Genel Plastik Cerrahi ve Estetik Cerrahide Deneyimler ” 18 Ekim 2014 Cumartesi Saat: 15.00 - 17.00
devamı...
HABERLER


Şehir ve Köyde Tağdiye (Beslenme) Meselesi

(Dr. Zeki Nâsır'ın 4 cü Milli Türk Tıp Kongresi'ne sunduğu rapor)
-1931-

H.Hüsrev Hatemi

1867 yılında Sultan Aziz devrinde kurulan Cem'iyet-i Tıbbiye-i Osmani, Cumhuriyetten sonra önce "Türkiye Tıp Encümeni" daha sonra "Türkiye Tıp Akademisi" adını alacaktı. Atatürk'ün cemiyete verdiği görev ile ilk Milli Türk Tıp Kongresi 1925'te Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplandı. İki yılda bir yapılan bu kongrelerin, dördüncüsü de Ankara'da toplanmıştı. Dr. Zeki Nâsır, bu kongreye "Şehir ve köyde tagdiye meselesi" başlıklı bir rapor sundu. "Şehir ve Köyde Beslenme Sorunu" anlamında bir başlık taşıyan bu rapor, 121 kitap sayfalık bir rapordu. Ankara'da Kader matbaasında 1931 yılında basılmıştı. 1930'lu yıllarda Türkiye hekimlerinin büyük bir kısmı Fransızca veyâ Almanca kaynaklara başvururken, bu raporun onbir kaynağının biri Almanca, diğer on kaynak İngilizce'dir. Raporu yazan Dr. Zeki Nasır Bey, Cumhuriyet döneminde Sağlık Bakanlığı müsteşar yardımcısı olmuş. Soyadı kanunu çıkınca "Barker" soyadını almış ve Mayıs 1960'da vefat ederek, İçerenköy'de toprağa verilmiştir. İngilizce kaynak kullanması, İngiltere veyâ Amerika'da bir müddet bulunmasına bağlı olabilir.

Dr. Zeki Nâsır Bey'in raporundan, "Köylülerimizin mutat tagaddisini tahlil ve tenkit=Köylülerimizin olağan beslenmesinin çözümlenmesi ve eleştirisi" başlıklı bölümü, dilini günümüze uydurarak ve özetleyerek aşağıya alıyorum:

Köylülerimizin günlük beslenmesi incelendiğinde, gıda kaynaklarının %70-90'ını bitkisel besinlerin oluşturduğunu ve bu meyanda en önemli gıdanın bulgur olduğu hemen göze çıkar. Bulgur, tam buğdayın, köylülerin özel bir yöntemle hazırladıkları bir türüne verilen addır.

Buğday proteinine gliadin adı verilir. Buğdaydaki proteinin diğer tahıl tanelerine göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır.

Fakat buğdayın bu ayrıcalığına karşı, kalsiyum, fosfor, klor ve iyoddan yoksun olması dikkat çekicidir. Buğday özünde protein ve fazla miktarda B vitamini bulunur. A vitamini ise azdır. Üreme olayında önemli işlevi olan E vitamini, buğday özünden çıkarılan yağda mevcuttur. Herkesin gözünde değerli olan has unda (beyaz un) ne buğday özünün hassaları, ne de kepek olduğundan, vitaminden pek fakirdir.

Köylülerimizin enerjisini, yıpranan dokularının tamirini sağlayan ve kısmen vitamin ihtiyacını karşılayan bulgurun köylerin beslenme alışkanlığında ne mühim bir rol oynadığı apaçık bir gerçektir. Beslenmede diğer önemli bir nokta, hayvansı proteindir. Köylülerimizin bu besini senede ancak birkaç defa yedikleri veyâ hiç yemedikleri anlaşılıyor.

Ekonomik zorunluluktan doğan bu durumun düzeltilmesi gereklidir. Kümes hayvanları, av etleri ve balık gibi pahalı etler bir yana, koyun ve sığır etlerini köylülerin hiç değilse haftada bir iki defa yiyebilmelerini temin edecek koşulların hazırlanması, kongremizin asıl amaçları arasında bulunuyor. Bütün Türkiye'nin yumurta ihtiyacını karşılayan köylerimizde, yumurta, kendi beslenmeleri için lüks sayılmaktadır. Yumurtanın ülkemizdeki yıllık miktarının hiç olmazsa yarısı köylerimizde tüketilmelidir.

Köylümüz, yediği meyvasını ancak köydeki ağaçlardan temin eder. Bununda büyük bir kısmını satar. Köylerimizde şehirlerde olduğu kadar çeşitli sebze yetiştirilmesi yaygınlaşmamıştır. Skorbüt hastalığını önleyen limon, köylü sofrasında nâdir görülür. Beslenmede önemli bir yeri olan süt, şehirlerin de köylerin de beslenmesinde gereği kadar tüketilmez.

Memleketimizde sütün kıtlığına sebep, sığır cinsinin ıslah edilmemesi, ineklerin beslenme ve barınma şartlarının çok ilkel bir durumda olmasıdır. Bizde oyun ve okul çocuklarının süt içmesine şaşıranlar bile bulunur. Bunlar, sütü sâdece süt çocuğunun besini sayarlar. Gelecek nesillerin sıhhat ve gelişmesi için, bugün anne ve babalar, öğretmenler, doktor ve sosyologlar herkesin her gün muayyen bir miktar süt içmelerini telkin etmelidirler.

Şehirlerimizde pek çok yenilen şeker, köylerimizde nadiren tüketilen besinlerdendir. Şekerin Dünyâ Savaşından sonra çok pahalılaşması, köylerde lüks bir gıda sayılmasına sebep olmuştur. Köylü, şeker ihtiyacını daha çok, pekmez ve bal ile karşılamaktadır.

Resmi raporlardan anlaşıldığına göre köylülerimiz hatalı ve eksik beslenmeye bağlı avitaminoz hastalıklarından, ciddi suretle muztarip değildirler. Kseroftalmi, Beriberi ve skorbüt, hemen hemen yok gibidir.

Bazı yerlerde raşitizm vardır. Nüfusa oranı %1-5 arasındadır. Bugünün beslenmesine göre köylerimizi raşitizm istilâ etmesi düşünülürken, raşitizmin az görülmesi, yaratılışın bu memlekete bağışladığı bol güneş ışığından ve köy çocuklarının tarlalarda büyümesine bağlı olduğundan şüphe yoktur. Bir kısım köylülerimiz pellagradan muztariptir.

Anadolu'nun bazı yaylalarında iyod noksanlığından endemik guatr mevcuttur. Oranı da oldukça yüksektir. Bunun dışında, köylülerimizin birçoğunda vücut ağırlığı, olması gereken ağırlığın altındadır.

Özet olarak köylülerimizin sağlık, huzur, gelişme ve uzun ömürlü olmaları için bugünkü beslenmelerinin, yukarda belirtilen beslenme ilkelerine uydurulmaları gerekiyor. Gelecek nesillerin gelişimi nâmına, bugünden sonra bu hususlara önem vermek zorunludur.

ANASAYFA | İLETİŞİM